Bir gün ani bir davet ile katıldığım uzak dünyaların kapıları sıfatıma
açıldı. ilk cümlemde kendimi sıfat ile nitelendirdim ki bitirme zahmetine girmiş ve anlamadıysan o malum küfrü direk
savurabil J Şahane bir başlangıçtan sonra, durmak yok yola
devam..
Bir cumartesi gecesi
ondukuz suları İstiklal
Caddesi ve karmaşıklığı ve yolum nihayetinde Beyoğlu Sineması.Galası olan bir yapım..Küçük
Kara Balıklar..Nedensiz ve bilinçsizce gitmeye bu kadar istekli olmam.İçimde bana yüklenen ‘git’ nidaları,
aklımın yenilişinin
adı olacakmış..
Kokteyl öncesinde de,
sonrasında da öyle bir hal amma...Aslını sorarsan severim değişik tipleri, tiplemeleri de. İlkokulun bana yadigarı canım
kıvırcıkımla buluşup
mekana doğru
ilerledik. Bir indim ki merdivenlerden entelinden dantelinden onlarca tip;
saç-sakal harmanı yaşayan
beyfendiler, repisrenkli, salaşından, şıkından, ekseriyetle esmer hatunlar.. Ben nereye düştümü yaşadım, itirafımdır J Orta da biraz aval aval bakışlarımı savururken etrafa, bir noktada
kal geldi bana.. o nokta Sırrı Süreyya Bey’i gördüğüm andı..Dınınım çekti içimdeki
ses..Kaygılıydım zaten de, ürperdim işte n’apmalı.. Oldu bir kere. Mamafi
meraklanmaktan da alamıyorum kendimi.Zira beyaz perde aşığı bir kişiliğim ve bunca tezata gözlerime serilecek
hikaye içimde bitmek bilmeyen bir heyecan yaratıyor.
Sonra dedik bir nefes
alalım haydi dışarı
çıkalım başlıyana
kadar..Nefes almak tezat düşebilir evet J Kapıda
dumanlı aygıtı içimize çekerken Belgeselin yönetmenlerinden birinin muhabbetine
de nail oldum.. Tanımıyorum tabi, kelimelerini, cümlelerini tartmaya, dumanlı
aygıtla olan ilişkisini
gözlemeye, mimiklerini algılamaya, kendi çapımdaki sanı olgumu pekiştirmeye çalışıyordum.Yani özetle bu belgesele
gözleri, yüreği
dokunan insanın nasıl biri olduğunu anlamaya çalışmaktı yaptığım. Biri geldi sonrasında başlıyoruz dedi yönetmenin kulağına..
Merdivenlerden aşağı indik, salona girdik evet kalabalıktı
öncesi. Amma salonu öyle görünce hınca hınç bir kalabalıktan söz ediyorum,
hayretlenmelerim geçmiyor gitmiyordu. Öyle ki onlarca insan ayakta ve biz de
onlardan ikisi. Onca insanın yarattığı ambiyans elbette çok da masum değildi. Havasızlık ve sıcaklık diz boyu..
Kalabalıklık aslında güzel bir şey de neyse J Gösterim
öncesi konuşmalar
dil farkı ile.. Hımm lamalarım artıyor.. Beklemedeyim merkez diyorum içten;
içsel sesim susmuyor..
Kısa zannettiğim ve ayakta başladığım izleme durumum çövelerek devam etti
ilerleyen dakikalarda.. En samimi yanı da buydu sanırım.. Hangi yapımı bir
sinemada bağdaş kurarak izleyebilir ki insan.. Şanslıydım bence .. İnsanın zorlukları çoğaldıkça hazzı aynı oranda artıyor,
nedensiz..
Ve çöveldik yere ışıklar kapandı ve gizli kapı gözlerim
önüne açıldı.
Küçük bir çocuksun düşün haydi seyahate çıkalım seninle; kısa
ama derin bir yolculuk olacak bu ..
Dedim ya düşün ki yıllar öncesi çocuksun; bugünden
bakınca hatırlayabilecek kadar çocuk!
“Evine giren
üniformalı insan yığınları
var .. Eşyaları, aileni; itip-kakan, talan eden,
bir şeyler arayan belli ki; insanlar.. Bazen
aranan bulunur bazen bulunmaz ama her halukarda fiziksel, sözsel şiddet eşlik eder bedenine, sevdiklerine..
Ekseriyetle evin erkekleri götürülür haber alamaz, göremez, konuşmazsın.. Düşün çocuksun sebep n’olursa olsun babanı
alıyorlar yanından ya dönüyor ya dönmüyor babasız kalıyorsun.. Düşün çocuksun seni götürüyorlar itiyorlar
kakıyorlar zaman sonra evine dönüyorsun köydesin üç kuruş etmeyecek kadar değersiz duvarlar arası zaten evim dediğin ve yanıyor gözlerin önünde.. Kimsen
yok çocuksun ve son kalen yakılıyor.. Çocukluğun yakılıyor, sevdiklerin, anıların,
gülmelerin yakılıyor.. Yakmayın abi diyorsun da alıp seni göreceğin şekilde bağlıyorlar ellerinden ayaklarından
küfürler savuruyorlar, anlamıyorsun.. Sadece ağlıyorsun.. Sonra senden olan bir zaman
sonra gelip özgür kılıyor bedenini, halbüki onların içinde.. Onların içinde
amma aynı zamanda senin içinde.. İçin için ağlıyorsun..
Sonra çocuksun yine
köyde gezerken aniden bir patlama içinde kalıyorsun.. Onlarca ameliyat
geçiriyorsun.. Bir gözünü bir kolunu kaybediyorsun.. Mayınlar onlar tarafından
döşenmiş .. Ve sen onlardan değilsin.. Zaman geçiyor, Diyarbakır’da koşu yarışı düzenleniyor. Katılmak istiyorsun,
katılıyorsun da.. Yirminci oluyorsun, seni tatmin etmemesi yanında düşünüyorsun sonrasında bedensel kaybı
olmayan insanların önüne geçmişsin o zaman diyorsun başarılıyım ben..Sonra çalışmalarına hız kazandırıyorsun..Onların
adına yarışmalara
katılıp madalyalar getiriyorsun, ülkene !..
Bir kız çocuğusun mesela; babanı alıyorlar yanından üç
yıl olmuş görüşemiyorsun.. Geleceğe yönelik meslek sorgulamaları
yapıyorsun.. Ya dedektif olacaksın ya bilim insanı.. Dilinden çıkan cümlelere
hayretle bakıyorum.Dedektif olmak için polis olmak gerekliymiş ama babamı götürdüler ben polis olmak
istemiyorum ki.. Ya bilim adamı; ondan da vazgeçtim çünkü devletle bağlantılı çalışıyormuş. Çalışmak istemiyorum neyle bağımlı yaşadığın devletle..”
Doksanlı yıllarda
çocuk olmak ile bugün çocuk olmak arasında görülen fark çok derin..
Düşün bir; sebep ne nasıl kim kime neden
böyle orasında değilim..
Bu hikayenin en başkalaşım yaratan noktası o kadar insani o
kadar normal ki, ben bunu hissettim derinden. Kız çocuklarına-kadınlara tecavüz
edildiği, evlerin yakılıp-yıkıldığı, evin erkeklerinin götürüldüğü-getirilmediği ya da geldiği ama aynı kalmadığı, fiziksel-bedensel eziyetin hunharca
yaşandığı-yaşatıldığı bir coğrafya gördüm ben.. Çocuğum ve yalnızım.. Çocuğum ve kimliksizlikleştiriliyorum.. Çocuğum ve sevgisizim.. Çocuğum ve ilgisizim.. Bu ve daha fazlasının
bana kattığı
sınırsız bir öfke ve akabinde intikam alma telaşı.. Ve bu sebeple bir yanda
onikilerinde, onbeşlerinde
dağa çıkan; bir yanda o kalabalık
ailelerde imkansızlıklar içinde okuma-bilme-öğrenme deliliğine didinen çocuklar.. Kimi kurşunla kimi aklıyla alma niyetinde
intikamını..
Düşün modern çağın imkanlarından onca faydalanan sen, ben..
Hakkımızda; işte,
okulda, ailede, sülalede; öylesine söylenen bir şey yüzünden bile delice hırslanıp nasıl
öfke nöbetlerine giriyoruz.. Nasıl bir ağzının payını verme deliliği oluşuyor şuurlu benliğimizde.. Ve hani büyüğüz.. Ya da çocukken nasıl da şımarığız Doğu’daki çocuklara göre…
Öfkeler belki yıllar
bağlamında törpülendi elbette unutulamaz..
Ama şimdilerde devam eden olaylar kapsamında
bugünün çocuklarının o zaman ki lere göre daha derin nöbetlere gireceği konusunda maalesef iyimser olamıyorum..
Onlar, çocuklar bağlamında kurduğum ayrılık sadece betimlemeden ibaret.
O bile yanlış ya
neyse..İnsan olunmalı önce.. Ocu-bucu, Türk-Kürt
olmamalı ayrım noktamız.. Geçmişte herkes herkese zulmetti açık.. İnsanın olduğu yerde vahşilik uç boyutta bir fiil farkındayız
da.. Şu akıllı geçindiğimiz modern çağda her şeyde olmasa da insanlık noktasında
ortak bir paydamız olsa..Hani insanız be ya!
Hırslarımıza,
ekonomik iktidarımıza, egolarımıza boyun eğmesek daha fazla.. Çünkü aslında her şey bu ‘benci’ lik merkezinden geliyor.
Kendini herkesten üstün görme aklı bunları bize her defasında yeni baştan yaşatıyor..İzin vermeyelim
kendimize.Ambargolayalım, egomuzun esiri olmayalım daha fazla, ne dersin ?
Evet nicedir bir şeylerin daha farkında daha eleştirel ve daha ortada bir yoldan gittiğimi sezinliyordum da. Hikayenin bunca
dünyamdan uzak olduğunun
ispatlanması aklıma hayret verici. Nasıl bir farkındasızlıkmış bu bende ki..
Hani siyasete girme
niyetinde değilim
de istemsiz girdim ucundan bucağından.. İnsanların bazı olaylar kapsamında sadece iktidar yanlısı
olmamasından dolayı katılması aslında ne acı.. Çünkü maalesef yakın çevrem,
arkadaşım, dostum, hısım-akrabam benim kadar
bile düşünemiyor.Hani ben de matah bir şey değilim de.. Ön-yargılı hak vermiyor da değilim de biraz biraz aşsak benliğimizi.. Yani daha fazla ırkçılık,
siyahilik, beyazlık noktasında kalmasak.. Renklerin ne önemi var mühim olan
insan olmak ..
Allah’ım bizleri
insan eyle !
Ve uzun zamandır beni
böylesi etkileyen, dünyamdan uzak olması bakımından da yine bunca etkisi altına
alıp beni düşündüren,
fikirlerimi olgunlaştıracak
olduğuna inandığım bu yapıma emeği geçen, gözümün önüne seren herkese
sonsuz sevgiler, hürmetler..
Ve hikayenin gerçekliği ile yaşadıkları acıları zorlukla dile getiren
ya da getirdiğini
zannettiğim insanlar, kardeşlerim; Allah sizin acılarınızı
hafifletecek şeyler
yapmamızı nasip etsin bize.. Ne demeli bilemiyorum payıma düşen ne var ise bu konu da inanıyorum o
yola götürecek beni Yaradan..
Ve de parklar
çocuksuz kalmasın..
Çocuklar daima gülsün
diye ..
Umutla ..
İnsanca
..
Empati yeteneğinin daha bir farkında olman dileğimle ..
Sevi ile muhabbetle
..
i.g / 2014-17-12
Not : Fotoğraflar için Tülay Bingöl’ e
Belgesel ekibine
Belgesel Afişi için kadrajıma teşekkürler ..



1 yorum:
İzlemiş olduğun filmi biliyorum ki yüreğim kaldırmayacağı için izleyemeyeceğim. Ama okuduğum kitaplardan nasıl hissettiğini neler düşündüğünü çok iyi anlıyorum. Zaten hissettiklerini de çok güzel kaleme dökmüşsün. Ellerine sağlık ;))
Yorum Gönder