Mütamadiyen çoğalmaya
yüz tutmuş
Kederli gün
doğumu çilelerine denk
düşen
Hüzünlerimiz vardı
bizim.
Bizim sabitleşmiş
üzre duran, evcil acılarımız vardı
Kimselere anlatmadan
tükettiğimiz günlerimiz,
Kimselerden saklayamadığımız, dikenli
güllerimiz vardı.
Gülün rengi
siyah, dikeninki kırmızıydı.
Kokusu dehşet-ül
vahşet bi letafet
Dikenleri öldüresiye
hezeyandı.
Elbet her
güzelliğin bir karşıdı
olurdu,
Karşıt kalansa
güzelliğin sonuydu.
Oturttuğumuz kendimize masum
haykırışlarımız vardı.
Haykırışlar yaşa dönüşüp
yanaklarımızdan aşağı akardı.
Duygular güzel, yaşlar
oldukça ağırdı.
Çıkarken mevcut bulunduğu
yerden en başda
kalbi kanatırdı.
Kalbe çizikler atılır ,
göz acısını damıtırdı.
Arda kalansa gene
yürekde saklanır,
Gün geldiğinde yeniden
kullanılırdı.
Saat başları umursuzca
çalar
Akan damlaların hesabı
hiç tutulmazdı.
Kavgalara dalardık, durmadan
zaman harcardık.
Olmadık işlerle meşgul
bir yaşardık.
Gözlerindeki yansıma düştüğü
vakit yaşamayı unutup
Hayallere dalardık.
O teklik yeterdi
bilmezken günü götürmeye,
Günlerde kaybolmayı esas
kılardı.
Var olan
dehlizlerde kanat açmaktı,
Herhangi bir yere
takılmadan öylece uçmaktı.
Bulutun beyazına kanmak
hayatı pembelere boyardı.
Dağların yamacından süzülmekse
en tehlike dolu
olanıydı,
Hep git-geller yaşanır
ama gitmek hiç
nasip olmazdı.
Akşamüstleri gemiler yüzdürülmeye çalışılırdı.
Güvertede neden bilinmez
hep yalnız kalınırdı.
Dalgalarla tek başına
savaşılırdı.
Takalarla, tankerlerle, sandallarla
bir yol alınırdı.
Herkes aynı zeminde,
lakin farklı mekanlardaydı.
Mekanlardan doğan farklılık
beyinlerede sıçramıştı.
Herbirinin dünyası farklı,
gittiği yol farklıydı.
Acıydı her akşam
yola çıkılır, her
sabah ayrılık yaşanırdı.
Günbatımı çilelerine ortakdı
bunun adı.
Hergün dünün
aynısıydı,
Erken yol
alınır bitiş çizgisine geç
varılırdı.
Aslını sorarsanız bununda
bir güzelliği
vardı.
“Geç olsun
ama güç olmasın”
Yaşamımıza katılan
en doğru yansımasıydı.
Sözlere uyum
vardı en başından
hayatın,
Sözlere
mahçup yaşamaksa bizlere
gayet uzaktı.
Güneş
sırt çevirirdi vakti
gelince,
Ay’la
bütünleşirdi emanet kılınan
gece.
Kahkahalar
gizlenir, hüzün kapıyı
çalardı anice.
Evde
yok polimiği işe
yaramazdı,
Kapı
zaten sonuna değin
açıktı.
Mumlar
yakılırdı karaltılara bir
nebze ışık saçma
niyetiyle.
Işıkla
birlikte dostunda gelirdi
nihayetinde.
Gecenin güzelliği paylaşılanlardan fazlaydı.
O fazlalık bundan
sonrasında senin daha
çok işine yarayacaktı.
O vakit güzellikler aşkına
yaşaman için daha
çok sebeplerin olacaktı.
Ve bunlar seni
bir ömür kamçılayacaktı ..
i.g / 2005