Hayallerimi yakarken ellerim üşürdü, avuçlarımı ısıtmak isterdim bir muhabbet içinde …
Ve yine yalnızlık yüklü bulutlara eşlik edercesine,
İçimle bir kalırdım yeni doğan günün gecesinde...
Yeni güne yeni umutlar biçerek uyanmak istedim her insan gibi,
Ama uyanmamaya çalışırken içinde bulunduğum tatlı rüyadan,
Korkarken önümdeki yarınlardan
Ve iç çekerek gezinmekte olan bedenimi susturmaya çalışırken
Birde üstüne ...
Neyse!
Öyle işte; sıkışmış olan benliğimden fırlatmamak için çaba harcadım beni
Ve fırtınalarla mücadelemi sürdürürken,
Haberi olmadan kimsenin usulca geçtim;
Beni ben yapan her bir hücrenin içinden…
Geceler meskenimdi,
Onunla yaşamak vardı ezelden gelen ve ebede sürecek,
Kimliğimdi bu benim.
Yine düşünceler vardı beynimde gezinmeye yeminli
Yine ümitler vardı yüreğimin en ücra köşesinde gizli.
Ötelere atılması mı umutsuz kılandı yaşanacakları?
Geziyordum yıldızlara inat, karanın içinden geçiyordum.
Yukarıda, tam başımın tepesinde duran beyaz yoğunluğa rağmen
Yavaş adımlarla ilerliyordum, karanlık sokak aralarında...
İçimin sıkıntısını hafifletmek için kahkahalar savuruyordum denizin mavi olması gereken karasına…
Başaramıyordum…
Dolunayı seyrettim ardından usul usul ve galiba birazca uzun...
Ve aydedenin kucakladığı sessiz geceye iç çekişlerimin ne anlama geldiğini sordum,
Belkide ölümün hesabını...
Zamanını öğrenmeye yazgılı çıkmıştım ya yola.
Soruların cevabını alamadan, sıkıştım kaldım olmam gereken noktada.
Damıtılmış bir acının pençesinde kıvrandığım o geceden kalansa...
“Ele avuca sığmayan ve sığmayacak hayallerimin yakılmasıdır” dedim ölüm.
“Oturupta ölümü beklemektir, ölümün ta kendisi” dedi biri usulca kulağıma…
Yarını düşünüp bugünü ertelemek yada dünde kaybolup bugünü düne esir etmek…
Buydu nicedir içinde bulunupda kendime bile itiraftan kaçındığım sözcüklerin birleşimi.
Ama olmuyordu, bir yerde takılıp kalınıyordu.
Çünkü hayat bana ne kadar açık oynamayı öğretmişse,
Karşımda kalanlara hep hesaplı kitaplı olunması gerektiğini anlatmıştı…
Ki; ben seneler boyu hep kafamda sorular
Hep eteğimde bilinmez anlatımlarla dolanıp durmuştum.
Belkide bu kainatta olunmaz kavramları almış bağrına
Ve inatla bildiğini okumaya çalışırcasına çaba harcayan azınlıktan birinin adıydım.
Ama başa çıkmak gerekliydi, hayat bunu da göstermişti.
Yaşanmışlara inat;
Yeşile çalan maviye sevdalı bir sevda büyütmeye yeltenirken yüreğimde,
Meydan okumak gerekirdi evrene,
İz sürmek gerekirdi ardından,
Mutluluk tohumları ektirecek bahçeye girmeme neden olacak kişiye.
Ne kadar kahroluş türküleri sese gelecekse dilimde
O kadar büyütmeliydim, içimde sana tutkun kalan rengimi.
Yani tezatlıklar arasında uğraştı tüm yaptığımız.
Verilen gücü bunun için mi harcamalıydım?
Yüreğimin esir aldığı; sana koşmayı başka bir bahara mı bırakmalıydım?
Var olan birşey varmıydı, farkında da değildim …
Dedim ya gece hüzün yumağıydı
Ve benim diğer bir adımda Karanlık-tı.
Litaratüre inat olumsuz girdiler yapılmıştı
Ama olumsuz bir insan vasfıyla donatamamışlardı, bu varlığı.
İnanmak vardı en başında.
Sabır ve sebatı bırakmadan emanete, yaşamak ardından.
Kimi zaman gün dolardı saatler umursuzca avuçlarımdan akardı,
Kimi zaman gel - gitler yaşatırdı ruhuma hayat…
Ama; insan olmak zor zanaattı,
Katlanmak zordu olanlara ama yaşanmalıydı gene de inkarsız boyutlarda.
Hayatın döngüsü belliydi; ağlar, sızlar gene devam ederdim nefes almaya...
Yapacakta başka birşey yoktu aslında.
İnsandık ya Ademoğlu olmayı beceremiyorduk nasıl oluyorsa.
Yenik başlangıçlar hüküm sürmüş gibi yaşamda,
Hep mağlup başlıyorduk çıktığımız maçlara.
Galip olmak dünyada kalacaksa,
Bu tebessümleri bu cihanda bırakacaksak gerek yoktu aslında dünya sefasınada.
Kahrın duvarlarına tırmanmak mükafatı olacaktı herbirşeyin...
Ve isteklere nail olamamak daha az yaralayacaktı, emanet kılınan bedeni.
Ya hayat hep acı çığlıklardan hüküm giymişti.
Mutluluğa geçit verecek terimleride, insanoğlu yanlış belirlemişti.
Ve aslında o sebepten müptelaydı gecenin sırrına.
Ölümde yaşam gibi şuydu aslında;
“Ununu elersin, eleğini asarsın”
Ve nerde kalmışsan o noktadan yeniden başlarsın.
..
i.g / 2005
Ve yine yalnızlık yüklü bulutlara eşlik edercesine,
İçimle bir kalırdım yeni doğan günün gecesinde...
Yeni güne yeni umutlar biçerek uyanmak istedim her insan gibi,
Ama uyanmamaya çalışırken içinde bulunduğum tatlı rüyadan,
Korkarken önümdeki yarınlardan
Ve iç çekerek gezinmekte olan bedenimi susturmaya çalışırken
Birde üstüne ...
Neyse!
Öyle işte; sıkışmış olan benliğimden fırlatmamak için çaba harcadım beni
Ve fırtınalarla mücadelemi sürdürürken,
Haberi olmadan kimsenin usulca geçtim;
Beni ben yapan her bir hücrenin içinden…
Geceler meskenimdi,
Onunla yaşamak vardı ezelden gelen ve ebede sürecek,
Kimliğimdi bu benim.
Yine düşünceler vardı beynimde gezinmeye yeminli
Yine ümitler vardı yüreğimin en ücra köşesinde gizli.
Ötelere atılması mı umutsuz kılandı yaşanacakları?
Geziyordum yıldızlara inat, karanın içinden geçiyordum.
Yukarıda, tam başımın tepesinde duran beyaz yoğunluğa rağmen
Yavaş adımlarla ilerliyordum, karanlık sokak aralarında...
İçimin sıkıntısını hafifletmek için kahkahalar savuruyordum denizin mavi olması gereken karasına…
Başaramıyordum…
Dolunayı seyrettim ardından usul usul ve galiba birazca uzun...
Ve aydedenin kucakladığı sessiz geceye iç çekişlerimin ne anlama geldiğini sordum,
Belkide ölümün hesabını...
Zamanını öğrenmeye yazgılı çıkmıştım ya yola.
Soruların cevabını alamadan, sıkıştım kaldım olmam gereken noktada.
Damıtılmış bir acının pençesinde kıvrandığım o geceden kalansa...
“Ele avuca sığmayan ve sığmayacak hayallerimin yakılmasıdır” dedim ölüm.
“Oturupta ölümü beklemektir, ölümün ta kendisi” dedi biri usulca kulağıma…
Yarını düşünüp bugünü ertelemek yada dünde kaybolup bugünü düne esir etmek…
Buydu nicedir içinde bulunupda kendime bile itiraftan kaçındığım sözcüklerin birleşimi.
Ama olmuyordu, bir yerde takılıp kalınıyordu.
Çünkü hayat bana ne kadar açık oynamayı öğretmişse,
Karşımda kalanlara hep hesaplı kitaplı olunması gerektiğini anlatmıştı…
Ki; ben seneler boyu hep kafamda sorular
Hep eteğimde bilinmez anlatımlarla dolanıp durmuştum.
Belkide bu kainatta olunmaz kavramları almış bağrına
Ve inatla bildiğini okumaya çalışırcasına çaba harcayan azınlıktan birinin adıydım.
Ama başa çıkmak gerekliydi, hayat bunu da göstermişti.
Yaşanmışlara inat;
Yeşile çalan maviye sevdalı bir sevda büyütmeye yeltenirken yüreğimde,
Meydan okumak gerekirdi evrene,
İz sürmek gerekirdi ardından,
Mutluluk tohumları ektirecek bahçeye girmeme neden olacak kişiye.
Ne kadar kahroluş türküleri sese gelecekse dilimde
O kadar büyütmeliydim, içimde sana tutkun kalan rengimi.
Yani tezatlıklar arasında uğraştı tüm yaptığımız.
Verilen gücü bunun için mi harcamalıydım?
Yüreğimin esir aldığı; sana koşmayı başka bir bahara mı bırakmalıydım?
Var olan birşey varmıydı, farkında da değildim …
Dedim ya gece hüzün yumağıydı
Ve benim diğer bir adımda Karanlık-tı.
Litaratüre inat olumsuz girdiler yapılmıştı
Ama olumsuz bir insan vasfıyla donatamamışlardı, bu varlığı.
İnanmak vardı en başında.
Sabır ve sebatı bırakmadan emanete, yaşamak ardından.
Kimi zaman gün dolardı saatler umursuzca avuçlarımdan akardı,
Kimi zaman gel - gitler yaşatırdı ruhuma hayat…
Ama; insan olmak zor zanaattı,
Katlanmak zordu olanlara ama yaşanmalıydı gene de inkarsız boyutlarda.
Hayatın döngüsü belliydi; ağlar, sızlar gene devam ederdim nefes almaya...
Yapacakta başka birşey yoktu aslında.
İnsandık ya Ademoğlu olmayı beceremiyorduk nasıl oluyorsa.
Yenik başlangıçlar hüküm sürmüş gibi yaşamda,
Hep mağlup başlıyorduk çıktığımız maçlara.
Galip olmak dünyada kalacaksa,
Bu tebessümleri bu cihanda bırakacaksak gerek yoktu aslında dünya sefasınada.
Kahrın duvarlarına tırmanmak mükafatı olacaktı herbirşeyin...
Ve isteklere nail olamamak daha az yaralayacaktı, emanet kılınan bedeni.
Ya hayat hep acı çığlıklardan hüküm giymişti.
Mutluluğa geçit verecek terimleride, insanoğlu yanlış belirlemişti.
Ve aslında o sebepten müptelaydı gecenin sırrına.
Ölümde yaşam gibi şuydu aslında;
“Ununu elersin, eleğini asarsın”
Ve nerde kalmışsan o noktadan yeniden başlarsın.
..
i.g / 2005
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder